28 Aralık 2008 Pazar

Ekşili Yuvalama Çorbası


Dün söz verdiğim gibi akşama çorbayı yapıp size fikrimi söyleyeceğim demiştim. Hayatımda ilk defa bu çorbayı içiyorum. Genel olarak çok beğendim lezzetini ama sadece içindeki küçük köftelerin tadı garip geldi. Aynı şeyi Nodiahp da söyledi. Demek gariplik sadece bende değil :) Gerçi öyle çok da rahatsız etmedi. Olmadı, köftelerini ayıklar öyle içerim çorbayı. Bundan sonra alışveriş sepetime girecekler listesine eklendi bile.

Philips Hediye Çeki Sonuçları

Biliyorsunuz geçenlerde, elimde 7 adet Philips 50 YTL'lik hediye çeki olduğundan ve isteyenlere verebileceğimden bahsetmiştim. İşte bu hediye çeklerinden 3'ü haftaiçi sahiplerini buldu.
1. Fashion by Siu. Sitesinde de bahsettiği gibi Boyner'den Philips marka saç düzleştirici satın almış.
2. Sinem Yaman. Sinem çeki nasıl kullandı, ne aldı henüz bilemiyorum ama yanlış hatırlamıyorsam bir saç maşası almayı planladığından bahsetmişti...
3. Şebnem Teksöz. Ne aldı bilemiyorum... Blogger mıdır onu da bilemiyorum...
Kişisel bakım ürünlerinizi güle güle kullanın :)

Ne Olacak Bu Ayakkabı Merakım

Ne olacak bu ayakkabı merakım hiç bilmiyorum. Gerçi neyse ki kendimi kontrol edebilen bir insanım, yoksa sanırım, önüme gelen her beğendiğim ayakkabıyı almaya kalksaydım buna ne yerim yeterdi ne de cüzdanım :) Bu bordo renkli babetleri sezonda görmüştüm fakat pahalı bulup almamıştım. İndirime girince alırım elbet demiştim fakat indirimde de 38 numara bulmak zor oluyor. Geçenlerde YKM'de indirimde ya bunu ya da çok benzerini buldum fakat siyahı kalmıştı bir tek. Ben de almadım, hatta üzüldüm keşke sezonda alsaydım diye. Ben özellikle bordosunu istiyordum; hem siyah hem de kahve tonlarla rahatlıkla giyebilirim diye... Geçen cumartesi annemle caddeye çıkınca Boyner'de tesadüfen bu babetle göz göze geldik ve ben hemen 38'i var mı diye sordum. Varmış; neticede babaetler benim oldu. Bir şeyi beğenerek ve herhangi bir zahmete katlanmadan bulup satın alınca çok mutlu oluyorum. Üstelik, bir de fiyatı makulse! Bu babetler de 2. indirime girmişlerdi. Üstelik Boyner'de Turkcell'lilere %15 ekstra indirim var, bir de Boyner anahtar kartıma %5 indirim yapılınca tam dört köşe oldum.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Sarelle Efsanesi Geri Döndü

Son zamanlarda televizyonda Sarelle reklamlarını görünce dayanamayıp sonunda aldım :) Önce reklamlarıyla ilgimi çekti. Pek de alışmadığımız bir şekilde, fındığın gözünden anlatılıyordu reklam. Oysa, ne bekleriz? Bir aile çerçevesi içerisinde ekmeğe Sarelle sürerken gördüğümüz anne ve mutlu çocukları vs. Ama neyse ki bu klasik anlayışı kullanmamışlar. Üstelik, kısa filmleri de dikkat çekici. Mesela, ürünün içerisinde trans yağ olmadığını anlatan, hem muzip hem de mesajı çok net bir şekilde veriyor. Siz ne dersiniz?


Uzun lafın kısası markete gittiğimde reklamda gösterilen ambalajı dışında bir de bu fotoğraftaki minik, şirin mi şirin kavanozları gördüm ve dayanamayıp hemen aldım :) Her biri 50 g'lık cam kavanozlar. 6 tanesini şık, kompakt bir kutuya yerleştirmişler. Üstelik kutuya da hasır görüntüsü vererek reklamlardaki doğallık konseptlerini iyice pekiştirmiş olmuşlar. Bu sektörde yenilikçi bir ambalaj olmuş.
Ne diyeyim, yolları açık olsun :)

Bizim Mutfak'ın Pazarlama Faaliyetleri

Bugün Nodiahp ile tam dışarı çıkacaktık ki kapımızın koluna asılmış Bizim Mutfak poşeti ile yerde duran Barilla kalem makarnayı gördük. Kağıt poşet, mutlu yıllar yazılı bir sticker ile kapatılmıştı ve içinden bir flier ile ekşili yuvalam çorbası çıktı. Aslında Ülker'e karşı soğuğumdur ama madem kapıma kadar gelip bırakmışlar denememezlik olmaz deyip bu akşam yemeğinde bu çorbayı pişireceğim. Tadına bakınca lezzeti hakkındaki görüşlerimi ayrıca paylaşırım sizlerle ;) Bu arada Barilla'yı çok severim ama anlaşılan onu da Ülker satın almış. Zaten adamlar hızlı tüketim ürünleri sektörünü ele geçirmiş vaziyette. El atmadıkları kategori kalmadı HTÜ'de neredeyse.
Bayramda da yine aynı yolu izlemişlerdi. O zaman da şeffaf bir poşet içerisine 3 adet minik çikolata koyup bir kurdeleyle ağzını kapatmışlardı. Onun fotoğrafını çekmek aklıma gelmemişti...

The One

BU ARALAR BUNA BA-YI-LI-YO-RUMMMM

İlginç Uyarı

Bundan birkaç hafta önce bir haftasonu bisiklete binmeyi öğrenmek için (evet, 28 yaşındayım ama bisiklete binmeyi bilmiyorum, daha doğrusu bilmiyor-dum) sahile inmiştik ve yandaki uyarı levhalarını görünce dayanamadım fotoğrafını çektim. Böyle şeyler ara sıra forward mail olarak gelirdi de, şaşırır inanmayan gözlerle bakardım.
İşte, yanda da bu tip uyarılardan biri.

23 Aralık 2008 Salı

Philips Hediye Çeki

Elimde 7 adet 50 YTL değerinde Philips Hediye çeki var. İstanbul'daki Boyner mağazalarından yapacağınız Philips kişisel bakım ürünlerinde 31 Aralık tarihine kadar geçerli. İsteyenler benimle deneyimlerimiz@gmail.com adresinden irtibata geçerlerse nasıl gönderebileceğim konusunu netleştiririz. Önce gelen kapar :) Bu da benden size yılbaşı hediyesi olsun ;)

21 Aralık 2008 Pazar

Çiçekçi Geldi Haaanıımmm

Sağolsun ablam her özel günde ofise mutlaka çok güzel çiçekler gönderir. Bazen saksıda, bazen sepette birbirinden güzel aranjmanlar. Ben de artık onun çiçekçisini öğrendim, özel günlerde arkadaşlarıma bu sayede çok güzel sürprizler yapabiliyorum. Belki size de faydası olur diye yazayım dedim aklıma gelmişken. Çalı Çiçek'ten bahsediyorum. Yanılmıyorsam yeri Şişli'de. Yanılmıyorsam diyorum çünkü şimdiye kadar sadece telefonda sipariş verdim. (0212) 217 08 98 numaralı telefondan arayıp Abbas Bey ile görüşüyorum. İnternet sitesinden şimdiye kadar hiç sipariş vermedim çünkü telefonda pazarlık gücümü kullanıyorum ;) 40 milyona şahane sepet aranjmanları gönderebiliyorum. Oysa internet sitesine baktım da az önce link verebilmek için, fiyatlar hafif tuzlu. Benim size önerim telefonda pazarlığınızı yapmanız. Bir de ben artık nasıl aranjmanlar yaptığını bildiğim için görmeden iç rahatlığıyla siparişimi verebiliyorum tabii :)

Solda gördüğünüz mesela en vasatlarından biri... Bir de tabii aradan 5 gün geçtikten sonra çekilmiş fotoğraf :) Yani içlerinde bazı solmuş olan beyaz güller, ortancalar ve lilyumlar eksik. Aklım başıma biraz geç geldi de ancak fotoğrafını çekebildim.

Yılbaşı Fırsatlarına Devam - Avon

Bu yılbaşı fırsatları olmasa ne yapacak mışım acaba :) Sayelerinde epey zamandır ertelediğim ihtiyaçlarımı bir bir karşılamaya başladım. Avon'da da yine yılbaşı dolayısıyla %50 indirimler var. Bizim ofiste bir arkadaşım Avon'un satış temsilcisi. Cuma günü ondan Violet 4'lü göz farı aldım. Daha doğrusu sipariş verdim. 1 hafta içinde elimde olacakmış. Bakalım, umarım memnun kalırım. Şimdiye kadar Avon'un sadece rimelini kullanmışlığım var, o da bir yılbaşında hediye olarak gelmişti, memnun kalmıştım, hatta hala kullanıyorum. Bir tarafı simli gümüş renkli likit eyeliner, diğer tarafı ise rimel.
(Fotoğraf Avon kataloğundan)

Yine Tchibo, Hep Tchibo :)







Madem giyim kuşamdan başladık, öyle devam edelim o zaman :) Dün hani güya ayakkabı için çıkmıştım ya işte, eh Tchibo'ya uğramadan olmazdı tabii. Bu haftaki konsept "Yeni Yıl Melekleri". Kataloğuna buradan ulaşabilirsiniz. Ben de gitmişken bu cicileri aldım kendime. Kısa kollu triko da çoraplar da oldukça kaliteli. Triko tam ofise giymelik. Başka rengi olmadığı için siyah aldım ama zaten en klasik renk. Füme ve gri pantalonlarımın üzerine şık duracaktır.


(Fotoğraflar katalogdan)

Bodyshop'ta Kampanya

Dün annemle alışverişe çıktık. Amaç, bana şirketin yılbaşı yemeğinde giymek için gümüş rengi abiye bir ayakkabı almaktı ama onun dışında herşeyi aldım diyebiliriz :P (tamam, birazcık abartıyorum) Kendime çok cici yılbaşı hediyeleri aldım, bunlardan bir kısmı tesadüfen gezerken girdiğim Bodyshop'tan. Uzun bir süredir fondötene ihtiyacım vardı. Tam aradığımı bulmuş (nemlendirici özellikli fondöten, 05 aldım ben) kasaya gidiyordum ki rafta duran bronzlaştırıcı top allıklar aklımı çeldi ve onu da aldım. Kasada yılbaşı kampanyasını duyunca (3 al 2 öde) bir de bedavadan kendime hindistan cevizli body butter aldım. Evde çileklisi vardı, bu sefer de hindistancevizlisini deneyeyim dedim.

Cep telefonumun şarjı bitti ve zaten aktarma kablom da şirkette kalmış. Dolayısıyla yeni cicilerimin fotoğraflarını çekemiyorum, Bodyshop'un sitesinden aldığım foto.larla idare ediverin ;)

İpekyol-Machka-Twist

En son ne zaman Deneyimlerimize yazmışım diye baktım da tam 7 ay olmuş, yani iş değişikliği yaptığımdan bu yana bloga hiçbir yazı eklememişim. İhmal ettiğimi farkındaydım ama bu kadarını ben bile farketmemiştim. Re-za-let. Bir aralar hiç yazmıyor diye Nodiahp'ı burada alttan alta eleştirirken benim düştüğüm konuma bakın. Acilen silkinip toparlanmam lazım :)

Yazacak milyon şey birikti ama bakalım aklımda ve cep tel.imde neler kalmış... Giyim-indirim ile başlayalım, ne de olsa Nodiahp o konulara hiç el atmıyor ;)

Geçen ilkbahar farkettim ki İpekyol, her ayın ilk haftasonu belirli ürünlerde (uğurböcekli ürünler) %50 indirime gidiyor. Bunu öğrenince sırf meraktan Bostancı'dan kalkıp Mecidiyeköy'e Profilo Alışveriş Merkezi'ne gittim. Yeni başlayacağım şirkette artık daha ciddi (!) kıyafetler giymem gerekiyordu, dolayısıyla gardrobuma el atma vakti gelmişti. Eh hem de önüme böyle bir fırsat çıkmış, bir yandan da merak beni kemiriyor, uzak muzak demedim, gittim :) Giderken içimden sadece birkaç üründe indirim vardır allah bilir vs diyordum ama hiç de öyle olmadığını İpekyol'a gidip kendimden geçercesine alışveriş yaptığımda anladım :)

İşte, o alışverişimde aldığım yarı fiyatlı beyaz ceketim. Yazın ofise giderken çokça faydalandım kendilerinden ;)

30 Kasım 2008 Pazar

Health Master Termal Masaj Yatagi


Modern tibbin yaninda alternatif tibbin faydalari konusunda orda burda yazilar okuyor ücüncü agizdan cesitli hikayeler dinliyoruz. Ben bu konuda alternatif tibbin faydali oldugu konusunda bir inanc icerisindeyim ama simdiye kadar ne kisisel bir tecrübem oldu ne de bir tanidigimin birebir yasadiklarina tanidik oldum.

Alternatif tibbin bir sorunu da istismara cok acik olmasi. Bilimsel verilerden cok yüzyillarin tecrübesine dayandigi icin neyin dogru neyin atmasyon oldugunu anlamakta da zorlaniyoruz.

HealthMaster Termal Masaj Yatagi`ni ilk duydugumda aklima daha önce bildigimiz masaj koltuklarinin yatay hali geldi. Biraz titresim, biraz isi, insan rahatliyor iste...

Bu sirketin ürünü satabilmek icin bedava tantim yaptigini duyunca bir deneyelim dedik. Ne de olsa biraz masajin zarari olmaz. Magazada 12 tane yatak bedava test icin hazir durumda bekliyor ama önce ufak bir tanitim var. Tuhaflik da burada basliyor. Masaj yatagi olan ürün tanitimin sonlarina dogru adeta bir mucizeye dönüsüyor!?

Ilk önce termal isigin yararlarindan bahsediliyor ki buna benim de bir itirazim yok. Annem de diz agrilari icin falan kullaniyordu. Sonra belin insan sagligindaki öneminden bahsediliyor. Bazi noktalara baski ugulayarak diger organlarin da rahatlatilabilecegi falan. Buraya kadar tamamdir bence... Akupunktur, cesitli noktalara baski uygulayarak kan dolasimini etkinlestirme, ayak masaji.....Ayak masaji demisken bu konuda bir arkadasimin süper bir tecrübesi var. Cinli bir kiz yapmis ve inanilmaz rahatlatici bir uygulamaymis. Neyse konuya dönelim...

Masaj yataginin bel fitigini rahatlattigina, insani daha dik yürüttügüne falan da inanabiliyorum da (bkz. pilates), skolyozu (bel egriligi) düzelttigi konsu biraz süphe uyandiriyor derken prostat, alzheimer (evet saka yapmiyorum, yasli bir adam ile konusuyordu görevli) ve kellik konusundaki yararlarini da duyunca ucmusum :)

Sonucta yataga yatmak nasip oldu. Önce sunu söylemeliyim eger sormazsaniz ne yatagin fiyatindan bahsediliyor ne de satis yapmak konusunda en ufak bir ima, ikna durumu yok. Yatagin üzerine bir örtü örtülüyor, ayakkabinizi cikartip üzerine yatiyorsunuz, yatak calistiriliyor ve üzerinize örtmeniz icin ikinci bir örtü veriliyor. Yakalasik 40dk boyunca basinizdan ayaginiza kadar sicak tas diyebilecegim cisimler tarafindan yogruluyorsunuz.

Masaj sevmem zaten pek o yüzden yatagin performansini cok fazla derecelendiremeyecegim ama bana pek de öyle mucizevi bir alet gibi gelmedi. Yine de sertlesmis sirt kaslarimin iyice ezildigini ve yumusatildigini hissettim.
Etrafta yataklari deneyen diger insanlarin övücü sözlerini duyuyorsunuz. Bir aydir kullaniyormus da tüm agrilari gecmis, bilmem kimin skolyozu düzelmis doktorun agzi acik kalmis, digerinin bel fitigi gecmis falan.
Kimsenin gunahini almayalim. Belki de gercekten mucizevi bir alettir de ben anlayamamisimdir. Kimsenin önünü kesmek istemem, gidip deneyin kendi fikriniz olsun. Soncta denemek icin bes kurus almiyorlar ayrica gelip istediginiz kadar deneyebileceginizi de söylüyorlar. Bazilari aylardir her gün gidiyormus...
Gelelim fiyat konusuna. Yatak icin 4,500ytl istiyorlar. Evde kiralamak isterseniz aylik 750ytl, magazada özel tedavi aylik 250ytl. Ben almiim...

23 Kasım 2008 Pazar

Mecidiyeköy Karting

Trafikte kurallara uyun, kirmizida durun, sakin sakin gidin ama kartingde icinizdeki canavarin zincirlerini kirmasina izin verebilirsiniz. Mecidiyeköy Karting, Zincirlikuyu Mezarliginin arkasinda, cok merkezi bir yerde (Mezarliga bu kadar yakin olmasi ironik olmus bence, hizin sonu mezardir gibi...)
Burada ayni zamanda bir hali saha da mevcut ama onu gecelim ne de olsa hali saha her yerde var. Karting`de 9.5 ve 4.5 beygirlik araclar mevcut. Ilki yetiskinler digeri de, hadi cocuk demeyelim, ergenler icin. Yirmi dakikasi 25ytl civarindaydi saniyorum ama insan baya bir egleniyor. Gece ayinlatmasi da oldugu icin gec saatlere kadar arkadaslarinizla ugrayip kapisabilirsiniz. Pist cok büyük degil ve devamli müdavimleri bir süre sonra sikilabilir ama ilk br kac sefer cok egleneceginizin garantisini verebilirim.
Nasil olsa birsey olmaz demeyin orada mevcut olan kasklari da turlamaya baslamadan önce takin. Hos bir ayrinti olarak isteyene kaskin icine giymek icin bone de var.

16 Kasım 2008 Pazar

Kücükyali Balikcisi

Yaninda raki olmadiktan sonra neyleyim baligi diyenlerdenseniz tavsiye edecegim balikci size gelmez, bosuna okumaya devam etmeyin. Ama taze ve lezzetli baligi hem de ucuza yemek istiyorsaniz burasi tam size göre.

Kucukyalida Carrefour Express`in hemen yaninda pek de albenisi olmayan bir mekan olmasina ragmen önündeki kuyruk dikkatinizi cekebilir. Saka gibi ama insanlar burada yemek yiyebilmek icin siraya giriyor. Hatta beklerken adinizi yazdiriyorsunuz ki karisiklik olmasin :) Icerisi de gemideymissiniz hissini vermek icin yuvarlak camlarla dekore edilmis. Öyle muhtesem birsey degil ama salas bir balikci da degil. Aslinda biraz Fast Food balikci ama ekmek arasi da degil...

Örnegin masayi hizli temizlemenin en kolay yolunu bulmuslar. Masanin üzerine her yeni müsteri icin tek kullanimlik bir örtü seriliyor. Böylece masa saniyler icerisinde temizlenebiliyor. Servis de baya hizli. Kisacasi burasi öyle uzun uzun oturup sohbet etmek icin degil; yiyip cikmak icin.

Mutlaka önce balik corbasi ile baslamalisiniz. Gercekten muhtesem! Kalamar ile devam edip sonra da ana baliginiza gecebilirsiniz (istek üzerine levregin kilciklari ayiklaniyor). Unutmadan ortaya bir de bolca ikram edilen salatanizi siparis etmeyi unutmayin. Raki veya sarap yok ama suyunuzu da affiyetle ictikten sonra, cayinizi da icip hesabi öder, mutlulukla cikarsiniz.

Bu arada her nekadar ucuz dediysek de yaninzda biraz para bulunsun cünkü kredi karti gecmiyor. PayPass ile bozukluk harcamalarin bile kredi karti ile yapilmasinin tesvik edildigi bir dönemde biraz garip bir uygulama ama olsun. Bu konuya fazla takilmaya gerek yok, afiyet olsun.

Ranchero

Hep kebap, iskender, hamburger olmaz tabii biraz da dünya mutfaginin nimetlerinden faydalanmak lazim. Suadiye`de uzun zamandir görüp gitmek istedigimiz, Meksika yemekleri sunan Ranchero`ya gitmek sonunda nasip oldu.

Her ne kadar amac farkli tatlar denemek olsa da ben nedense yine bildigim yada en azindan tanidik gelen bir seyler denemeye meylediyorum. Aslinda en iyisi böyle yerlere bir bilen ile gitmek ama en azindan menude yemeklerin altina ayrintilari yazmislar da bir fikir edinebiliyorsunuz. Ben Carne Asada Con Salsa Pimienta (özel bir sos ile marine edilmis bonfile et ve mantar vs...) denedim (yazarken bile zorlaniyorum) ve oldukca memnum kaldim. Menuden yemek secerken cok aci sevmiyorsaniz garsona da danismakta fayda var. Sanirim hemen hemen her yemegin yaninda o tatli Meksika fasulyesinden de koyuyurlar ve bunlar gercekten lezzetli.

Mekan biraz kucuk. Bunun bir avantaji ortamin ugultulu olmamasi ama dekorasyon konusunda da pek fazla bir secenek birakmamis. Belki de ben daha bir Meksika havasi beklemekle hata ettim. Tabii ki duvarlarda ufak tefek latin kivamli dekoratif ürünler mevcut ama yetmemis bence. Sonuc olarak farkli bir aksam yemegi icin tavsiye ederiz efendim....

Unutmadan! Hesabi istediginizde size bir de ufak mavimsi bir meyve kokteyli ikram ediyorlar. Tadi gercekten muhtesem ve yemekten bir süre sonra agzinizda arta kalan bahart tadini aliyor. Gercekten basarili.

15 Kasım 2008 Cumartesi

Philips X800


Kimine göre "cakma IPhone" kimine göre "Fukara Iphone" ama kesin olan bir sey var Philips`in Xenium serisinin son ürünlerinden olan X800 fiyat-performans özellikleriyle göz dolduryor.

Cep telefon üreticileri, tüketicilerin Iphone`a nasil tepki vereceklerini beklediler sanirim ve sonucta sektörde devrim sayilabilecek dokunmatik ekran teknolojisi giderek yayginlsiyor. X800`ün en önemli özelligi de 2.9 inch boyutunda bir dokunmatik ekrana sahip olmasi. Ayrica bircok rakibinden de daha hafif; pil dahil 99 gram. Inanin bu olduka hafif demek. Pahali rakipleriyle karsilastirinca boyut olarak da daha narin ve şık duruyor.

Ama ucuz olmasi bosuna degil. Bir kere wifi (kablosuz internet baglantisi) ve edge (hizli data baglantisi) olmamasi önemli eksileri. Kendi internet tarayicisi cok zayif ama bunu Opera Mini (LG Prada versyonu uyumlu calisiyor) yükleyerek gecistirebilirsiniz. Cesitli uygulamalar ve oyunlar indirmek istiyorsaniz da Java`ya mahkumsunuz.

Telefonun dokunmatik ekrani oldukce iyi calisiyor ama smsleri parmakla yazma hayalleri kuranlari simdiden uyarmak lazim; klavye oldukca kucuk oldugu icin bu pek mümkün degil. En azindan ben beceremiyorum, ama telefonun yaninda gömülü vaziyette duran kalem bu konuda imdadiniza yetisiyor.

X800`ün en önemli özelliklerinden biri 1 aya kadar varan pil kullanim süresi. Özellikle devamli radyo ve mp3 dinliyorsaniz farki hemen anlayacaksiniz.

Samsung Omnia kadar cok yönlü olmasa da Philips X800 3te1 fiyatiyla göz dolduruyor.
Sonradan buldugum bir linki de ekleyeyim buraya. Bu linkte Philips x800 icin bircok oyun bulabilirsiniz.
Ayrica burada da bircok mp4 film bulabilirsiniz. Cepten izlemek keyifli oluyor.

1 Eylül 2008 Pazartesi

Viaport


Istanbul'da bu kadar cok alisveris merkezi varken hala nasil pespese yenilerini aciyorlar tam olarak anlayamiyorum ama demek ki bir bildikleri var. Sonucta ne zaman gitsem dolu. Özellikle yazin insanlar sirf serinlemek icin bile ugruyorlar sanki. Son alisveris merkezimiz Kurtköy'de acilan Viaport.

Daha cok indirimli ürünlerinin sunulacagi bu alisveris merkezinde ayrica Istanbul'un ilk Kipa'si da hizmet veriyor. Su an tüm dukkanlar acilmis durumda degil ama yinede aradiginiz herseyi bulabilirsiniz. Mesela ben kendime uygun bir fiyata bir Mayo aldim bile :)

Tam olarak anlayamadigim sey yazin bile oldukca ruzgarli olan bu mekanin kisin nasil müsteri cekecegi cünkü tüm yürüyüs alanlarinin üstü acik ama belki de kis icin farkli bir uygulama dusunuyorlardir. Ben görmedim ama söylediklerine göre burasi Izmir'deki Bornova Forum alisveris merkezini andiriyormus. Son trend de bu biliyorsunuz. Acikhava alisveris merkezleri. Global isinmayla paralel bir yatirim düsüncesi olsa gerek. Kanyon acilmadan önce de gazetelerde yok yerden isitmali yok bilmem kac tane klimali falan diye atip tutmuslardi ama gidince insan usuyor iste...

Viaport aslinda bildigimiz alisveris merkezlerinden cok da farkli degil ama Genclik meydani diye bir alanda cocuklar midilliye binebiliyorlar ve hemen yaninda da yine cocuklar icin ufak bir gokart alani var. Dikkatimi ceken diger bir alan da plaj havasi verilmis olan kum havuzuydu. Kullanimda degildi ama tam olarak faaliyete gectiginde orda eglendirici aktiviteler olabilir.

24 Ağustos 2008 Pazar

Pasalimani Kafe


Bogaz kenarinda denize sifir bir kafede pazar sabahi brunch yapmak isterseniz secenekleriniz arasinda Pasalimani Kafe`de bulunuyor. Beltur tarafindan isletilen bu mekan Üsküdarin biraz ilerisinde size cok güzel bir manzara sunuyor.
Pazar günleri 21 ytl`ya acik büfe kahvalti yapabiliyorsunuz ama ne yalan söyleyeyim acik büfe öyle cok da zengin degil. Ne bekliyordum bilmiyorum ama bildigimiz klasik peynir cesitler, pogaca, kahvaltilik tatlilar, misir gevrekleri ve kahvaltilik domates ile salatalik disinda pek de birsey yok. Klasik bir kahvalti yeter bana diyorsaniz problem yok ama daha fazla cesitlilik istiyorsaniz baska bir arayisa girmelisiniz. Sikma portakal suyu, krep veya omlet tarzinda birseyler fena olmazdi bence.

Kendi özel araclari ile gelenler icin bir otopark mevcut ve cocuklu ailelerin rahat bir nefes almasini saglayacak ufak bir oyun parki bile var.

2 Ağustos 2008 Cumartesi

AGVA


Aslinda Istanbul gibi dünyanin en güzel sehirlerinden birinde yasayinca tatil yapmak icin baska bir yere gitmeye de gerek yok. Günes her yerde ayni, havuzun alasi burda... E denize girilebilecek de bir sürü yer var artik...... Ama bu yazinin konusu daha farkli bir tatil arayisi icinde olanlar icin ve yine Istanbul il sinirlari icerisinde.

Soyle huzurlu bir yerde kafami dinlemek istiyorum diyenler icin Agva süper bir secenek. Istanbuldan araba ile yaklasik olarak birbucuk saat uzaklikta ve Sile'den sonra yol bozuk ve virajli oldugu icin biraz sinir bozucu ama vardiginizda buna degdigini anlayacaksiniz.

Göksu deresi boyunca bircok otel ve tesis var. Ben Greenline oteline gittim ama sanirim hepsi sizi tatmin edecektir. Sessiz sakin bir ortamda dere kenarinda haftasonu dinlenmek ve huzura kavusmak icin bulunmaz bir yer olmus burasi. Yesillikler arasinda sevgilinzle romantik bir haftasonu yasamak icin de ideal, arkadaslarla sohbeti bol bir kacamak icin de. Isteyen hamakta yatip keyif yapar isteyen de yastik üzerinde dere kenarinda. Istanbul`a bu kadar yakinken daha ne kadar dogasini koruyabilir bilmiyorum ama Bodrum gibi bir "tatil cenneti" olacagina yolu bozuk bir doga harikasi olsun daha iyi.

Dere üzerinde bir tekne turu yapmanizi tavisiye ederim, cok eglenceli oluyor (8-10 kisilik bir tekneyi tur icin kiralamak 40ytl). Daha sportif olanlar deniz bisikletiyle de dere boyunu kesfe cikabilirler.

Derenin Karadenizle bulustugu noktada bir de plaj mevcut ancak denemis olanlar plajin pek temiz olmadigini söylüyorlar (Gitmedim ama pajin yaninda güzel de bir balikci lokantasi varmis...). Yine de yüzmek isteyenler Karadeniz ile Dere arasinda secim yapabilirler zira derede yüzenler de gördüm.

Agva ile ilgili tek sikayetim otellerin pazar günü brunch imkani sunmamasi. Pazar günü kahvalti onbir de biter mi hic? Yani günübirlik gidecekseniz ya erken gidin ya da kahvatinizi edip öyle cikin yola...

20 Temmuz 2008 Pazar

Club Sporium Bostanci


Atalarimiz ava cikarak fit kaliyorlarmis ama modern dünyanin insanlari zamanlarinin cogunu oturarak gecirdikleri icin hareket etmek icin uste para veriyorlar. Uc tarafi denizle cevrili bir ülkede denzi olan bir sehirde yasiyorum ama yine de yüzebilmek icin Club Sporium Bostanciya uzunca bir süredir üyeyim. Ne de olsa bunun bir de kisi var...

Bircok fitness aktivitesine (tennisden squasha kadar) imkan tanimasina ragmen ben sadece havuz üyesiyim ve herkese tavsiye ederim. Yari olimpik bir havuzda kisin yüzebilir, cikista da sauna sefasi ile rahatlayabilirsiniz veya yazin acik olimpik havuzda güneslenebilirsiniz.

Yanliz uyarmaliyim yazlari acik havuza cok ragbet oldugu icin biraz kalabalik olabiliyor. Eger amaciniz sosyallesmek (= piyasa yapmak) degilse sabah erken gelip tertemiz havuzda yüzüp biraz da güneslendikten sonra kalabalik bastirmadan kacabilirsiniz. Kapali havuzdaki sorun ise zaman zaman ayi familyasina yakin olan bazi erkeklerin yüzerken biraz dikkatsiz davranmalari. Mümkün oldugunca kulvarinizi savunmaya calisin ve su fiskirtan kulaclara karsi kendinize bir gözlük edinin :) Burada da sabah erken gelmek daha konforlu bir deneyimi garanti ediyor.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Moda Iskele Restoran


Yaz olunca insan söyle püfür püfür denize karsi mekanlar ariyor. Iste Moda`daki tarihi iskele bu acidan oldukca güzel bir mekan. Her ne kadar Bogaz manzarasi olmasa da yine de Marmara denizinin ortasinda oturuyormus hissi veren tarihi iskele insana huzur veriyor. Denizin üzerinden tas bir yoldan gidilerek ulasilan iskele bir lodos firtinasinda hasar gördükten sonra restore edilmis ve simdi restoran ve cafe olarak Beltur tarafindan isletiliyor.

Oyle cok genis bir menusu yok ama ben yedigim Tavuk Izgaradan oldukca memnun kaldim. Menude belirtilmemis ama sanirim kömür atesinden hazirlaniyor ve bu lezzeti oldukca arttiriyor. Fiyatlar da makul sayilir; ana yemekler 15 ytl dolaylarinda. Isteyen icin icki de mevut.

Sabah arkadaslarinizla keyifli bir kahvalti keyfi yapabileceginiz gibi, öglen yemeginde denize karsi güzel bir yemek de yiyebilirsiniz. Benim tavsiyem denize sifir masalarden birine oturmaniz ve arada bir ufak ekmek parcalarini denize atmaniz. Iskele etrafinda bir sürü balik var ve siz ekmekleri attiginiz anda hepsi bir parca koparabilmek icin yüzeye hücüm ediyor. Oldukca keyifli bir manzara. Baliktan hoslanmiyorsaniz da etrafta ucusan Martilarla eglenin.

Firsat dogar dogmaz gün batimini da burda izlemek istiyorum. Yanimda sevgilim, karsimda deniz ve adalar, arkamda kösk gibi duran tarihi bir Iskele ve batan günes hemen yanibasimdaki denizi kizila boyuyur. Sikici bir haftanin ardindan insan haftasonunu böyle huzurlu gecirmeli...
ps: Moda Iskelesinde icki servisi olmadigina iliskin bir sitem geldi ve malesef hakli bir sitem cunku anladigim kadariyla isletme Beltur`a gectikten sonra icki servisini kaldirmis. Mekan yine güzel bir mekan ama eskiden oldugu gibi icki servisi de olsa daha guzel olurmus...

3 Haziran 2008 Salı

Pavli Adası'nda Düğün

Cumartesi akşamı, ilk şirketimden (şu an 3.şirketimdeyim de) bir arkadaşımın düğününe davetliydik. Düğün, İstanbul Tersane Komutanlığı’nda diğer adıyla Pavli adasında oldu. Çok güzel deniz manzaralı ve aynı zamanda da yemyeşil çim bahçeli güzel bir düğün mekanı bence. Nikah 18:30’da kıyıldı, biz de 18:00’e doğru oradaydık. Dolayısıyla, günbatımını izleme şansımız oldu. Bizim Pavli Adası’na ilk gidişimizdi. Haftaiçinde telefon ederek tarif almak istedim ama telefonu açan uzman çavuş benim seceremi sordu :) Herkese tarif veremezmiş efendim, yok artık! Neyse, sonuçta tarif aldım ama ne tarif!

Uzman Çavuş: Tuzla’ya dümdüz geliyorsunuz, yol üzerinde zaten.
Quentins: Ne taraftan geliyorum? E-5? Sahil?
U.Ç: E-5.
Q: Sahilden geliş nasıl peki? Ben … tarafından geleceğim.
U.Ç: Oradan da olur, hemen yol üzerinde zaten.
Q: Geliş yönümde mi yoksa karşı tarafta mı?
U.Ç: Karşı tarafta.

Düğün günü sahilden Tuzla tabelalarına kadar gittik. Sonunda askeriyeye benzer bir tesis görünce durduk, Engin inip sordu. Fakat, tesis telefondaki askerin bana söylediği gibi karşı tarafta değildi, burası olamazdı. Bir de ilginçtir ne bir tabela ne de başka belirtici bir şey. Yanlış yerdeymişiz, meğer geçmişiz bile! Ki yol üzerinde o kadar da baka baka gitmiştik. Neyse, uzman şoför Quentins (:P) oradan bir U çekip gerisin geriye gitti ve bir taksinin bir yere girmeye çalıştığını görünce o da daldı peşinden koyun misali. İyi de yapmışım çünkü gerçekten de orasıymış. İşin komik tarafı taksileri içeri sokmuyorlar ve kapıda kimlik kontrolü yapıyorlar. Malum, askeriye… Taksiden şık şıkır elbiseleri ve topuklu ayakkabılarıyla inenler de tabanvayla gidiyorlar. Saçma!

Mekan iyiydi hoştu fakat servis çookk kötüydü. Garsonlar askerliklerini yapan erlerdi. Gece, erkekler arasında böyle askerlik herkese lazım şeklinde çok geyik döndü. Yemek servisi de içki servisi de çok ağır aksaktı. Ayrıca yemeklerini de beğendiğimi söyleyemem ama kimin umurunda :) Maksat insanın arkadaşlarıyla hoşça vakit geçirmesi. Yalnız, açık hava olduğu için akşam incecik elbiseler içinde epey üşüdük. Bazı arkadaşlarım şal istediler fakat tabii ki yoktu.

Bu arada fotoğraftaki yeni saçım :) Epey kısalttım ama rengi yine aynı benim doğal rengim. Her gittiğim kuaför ağzımdan girip burnumdan çıksa da dokundurmuyorum rengine. Ben yakıştırıyorum kendime. Beyazlarım çıkana kadar sanırım böyle de devam edecek. Gerçi büyük de konuşmamak lazım ;)

1 Haziran 2008 Pazar

Yeni Strawberry Siparislerim

Baslikta yeni dedigime bakmayin cunku aslinda en az bir ay oldu sagdaki urunleri alali ama ancak firsat oldu yazmaya. Tabii yine strawberry.net'ten :) Hala bilmeyen varsa buyursunlar buraya. Hepsini de tesadufen strawberryi gezerken gordum ve ihtiyacim olan urunler olduklari icin markalarina da guvenerek satin aldim. Ilk basta aslinda biray tereddutteydim ama sansim yaver gitti sanirim cunku hepsi de cok iyi urunler cikti. Simdi sira geldi bunlari sizlerle paylasmaya :)
Ilk urunumuz Clinique "take the day off". Urun antialerjik bir dudak ve goz makyaj temizleyicisi. Simdiye kadar goz makyajimi temizlemek icin bircok farkli urun denedim. Vichy, Nivea, Maybelline vs. Ama simdiye kadar en cok memnun kaldigim urun bu cunku en kuvvetli temizleyici ozelligine sahip olan bu. Vichy bence bes para etmez, ozellikle de makyaj malzemeleriniz (ornegin rimeliniz) waterproof ise. Maybelline'in sadece 2si 1 arada olan urunu idare ederdi. Ama artik Clinique'i kesfettigime gore Maybelline de rafa kalkti.
Diger siparis ettigim urun ise Stila color push-ups allik ama kremsi. Ben beyaz tenli oldugum icin Sweet Flash rengini tercih ettim, cok da memnunum. Bazi toz alliklar gibi cildimi kurutmuyor, ustelik kullanimi da cok kolay. Resimde aslinda biraz belli oluyor ama hani Lady Speed Stickler vardir dondurerek acar kapatirsiniz, iste bu alligin ambalaji da bu sekilde ve gayet de kullanisli bence.
Son satin aldigim urun ise Bourjois 3 D Effect fircali ruj. Tonu tam istedigim gibi turuncumsu ama degil. Nasil bir anlatissa bu da :) Numarasi ya 6 ya da 9 cok emin degilim.
Strawberry'e girmek benim keseme zarar, en iyisi bir sure uzak durayim :P

30 Mayıs 2008 Cuma

Dr. Oetker Gourmet Puding

Pazartesi günü, çok yakında tekrar düzenli yazmaya başlayacağım demişim ama nerdeee... Aradan 4 gün geçmiş bile ve sayfa hala aynı şekilde duruyor. Arkadaşlar, işleyen demir hesabı pırıl pırıl durumdayım son 2 haftadır özellikle :)


Neyse, gelelim konumuza. Soldaki fotoğraf belki 2 aydır yazılmayı bekliyor. Dr.Oetker Kakaolu Gourmet Pudingi büyük bir hevesle satın almıştım marketten çünkü içerisinde vişne parçacıkları vardı! Ama maalesef biraz hayal kırıklığı yarattı bende. Sanki vişne parçacığı konusunda biraz cimri davranılmış. Çok da bir farkı yoktu kakaolu pudinginden. Halbuki madem farklı bir ürün yapıyorsun bari tam yap değil mi? Boca et şöyle içine vişne parçacıklarını :) Yine de evde kolayca yapılacak pratik bir tatlı olması açısından denenebilir. Afiyet olsun şimdiden.
Not: Bu arada, hala evimde puding kaselerim yok (aman o eksik kalsın :) Onun yerine yukarıda gördüğünüz uzun ince dondurma kaselerime doldurdum pudingi de mecburen.

26 Mayıs 2008 Pazartesi

Nerelerdeyim?

Bloğumu çok ihmal ettim farkındayım. Bu siteye yazmaya başladığımdan beri ilk defa bu kadar uzun bir ara veriyorum. Neredeyse 1,5 ay olmuş. Hadi benim bahanem boldu da Engin neden hiç yazı eklemedi orası muamma. Aslında muamma da değil tembellik. Benim neden yazmadığıma gelince… Hayatımda büyük değişiklikler oldu. Öncelikle işimi değiştirdim. Geçen hafta Salı gününden beri yeni işimdeyim. Benim için çok daha iyi olacağına inandığım bir firma ve pozisyona geçtim. İzmir’e gittim, 1 hafta kadar ablamlarda kaldım, Diloş ve Handoş’la hasret giderdim. Bu yeni işim için görüşmeler yaptım. Eski işimden istifa ettim ama iki hafta süresince mecburen istemeye istemeye de olsa çalıştım. Hımmm başka… Bu şirkette araba verdikleri için mecburen direksiyon dersleri almaya başladım. Bu arada ablam iki defa İstanbul’a geldi. Onda da güzel gelişmeler var, olacak olacak inşallah iyi şeyler :) Araba kullanmaya ve bol bol stres olmaya başladım. O da ayrı bir yazı konusu olacak zaten. Az kalsın unutuyordum, evime hırsız girmeye çalıştı, kapı haşat oldu ve daha şu an aklıma gelmeyen kimbilir neler neler… Anlatacak çoookkk şey birikti kısacası. Deneyimlerimizi paylaşmaya devam :) Çok yakında! Bekleyin beni :P

14 Nisan 2008 Pazartesi

Melen'de Rafting

Biraz da değişik bir aktivite yapmak isteyen ve heyecanı sevenler için hafta sonu eğlencesi olarak bir tavsiyem var: Melen’de Rafting. Istanbul’dan Ankara’ya doğru giderken Hendek çıkışında bulunan Cumayeri bölgesinde Melen cayı üzerinde rafting turları düzenleniyor. Ben arkadaşlarımla ECORAFT’ın rehberligiyle katıldım (başka alternatifler de mevcut tabii) ve çok eğlendim. Rafting alanına kendiniz de gidebileceğiniz gibi ECORAFT’ın size sunucaği ulaşım imkanlarından da faydalanabilirsiniz. Ulaşım dahil fiyat 100 ytl ve rafting turunun sonunda size Pilav + sote tavuk + Salata ikram ediyorlar. Yok ben kendim giderim derseniz fiyat 85 ytl oluyor. Kendi arabanızla giderseniz yaklaşık iki saatlik bir yolu göze almalısınız. Servis, haliyle daha uzun sürüyor.

Vardığınız zaman ilk önce gerekli ekipmanlar ile donatılıyorsunuz. Sizi uyarmalıyım Melen’in suyu oldukca soğuk; o yüzden mutlaka size verilen dalgıç benzeri kiyafetleri giyin, sizi sıcak tutuyor. Gerçi kıyafetler nemli ve soğuk olduğu için önce ürperiyorsunuz ama az sonra zaten sırılsıklam olacağınız için bu pek önemli değil. Bu arada benim tavsiyem yanınızda spor ayakkabınızı veya botunuzu getirmenizdir. Yağmurluk, can yeleği ve kaskınızı da tedarik ettiğinizde ufak bir eğitimden sonra Raftinge hazırsınız. Bu arada ECORAFT ile ilgili tek sikayetimi de yapayım yeri gelmişken. Soyunma/giyinme yerleri çok dar ve ilkel, doğru dürüst bir kabin bile yok ve rafting sonrasında sıcak bir duş alabilsek hiç de fena olmazmış (şehir çocuğuyuz napalım :)).

Botlar altı kişilik ve en arkaya bir de rehber oturuyor. Rehberleri oldukca eğlenceli ve sempatik. Sizi Melen parkurundan emniyetli bir şekilde geçirirken kendileri de eğleniyor gibi.

Bizim botta suya düşen olmadı ama diğer botlarda bir iki fire verildi. Öyle inanılmaz yüksek debili bir parkur değil ama eminim benim gibi siz de ilk defa rafting yapıyorsanız çok eğleneceksiniz.

Bu arada diğer güzel hizmet, parkur boyunca fotoğraflarınızın çekilmesi. Isterseniz rafting sonrasında satın alabiliyorsunuz.

11 Nisan 2008 Cuma

Body Shop'ta Fırsat Günleri


Az önce aldığım bir e-maili sizlerle paylaşmak istedim. Body Shop'ta 11-12-13 Nisan tarihlerinde %25 indirim varmış. Hem de tüm ürünlerde! Cumartesi fırsatım olacak gibi gözükmüyor ama Pazar caddeye gidip bakmalı :)

C&A, Seni Seviyorum :P

C&A’yı henüz keşfetmemiş olanlarınız varsa Profilo Alışveriş Merkezi’nin tam karşısında. Kadın, erkek, bebek ve çocuk reyonları mevcut. Kadın reyonunda çok haminne kıyafetleri de oluyor ve bunlar C&A’nın alt markası olan C.A.S.A. Sokak kıyafetleri tarzından hoşlananlara Clockhouse alt markasıyla, bana ise Yessica alt markasıyla hitap ediyor. Örneğin kışın çok güzel bir kot pantalon satın aldım ve 9 YTL ödedim. Sanırım geçen sezonun ürünüydü ama varsın olsun, sırf belindeki kemeri bile o fiyata bulamazdım başka yerde. İhtiyacım da vardı iyi oldu. Tek sorun, bedenleri Alman bedeni olduğu için biraz geniş. Kazak tarzı şeylerde small büyük geliyor bana ve çoğunda xsmall da çalışılmadığı için çok beğensem de alamıyorum. İsterseniz web sitesinden İlkbahar/Yaz 2008 koleksiyonuna şöyle bir göz atabilirsiniz. Gerçi ben yine de siz kalkın üşenmeyin gidin derim, pişman olmazsınız :) Yukarıda saydıklarıma ek olarak iç giyim, ayakkabı, plaj kıyafetleri, aksesuarlar da mevcut.
Tek olumsuz diyebileceğim yanı ise kasadaki elemanların yavaş hareketleri. Kışın gittiğimde de durum böyleydi (hadi o zaman yeni açılmış diye olsun) ama bundan 1-1,5 ay önce gittiğimde de maalesef değişen birşey olmamıştı.


Not: Yukarıdakiler, C&A'nın web sitesinden benim hoşuma giden birkaç model... Siz de beğendiniz mi? Üst sırada sol ve ortadaki model bu sene çok moda, anlaşılan bu yaz her yerde eşarp havasında bluzler ve elbiseler göreceğiz.

Kokoşum Kokoşsun Kokoş

Bugün de eski yazılardan gidelim. Tembellik had safhada :) Daha önce de Tchibo'dan şu linkteki yazımda bahsetmiştim. İşte aşağıdaki bahsettiğim demonte 3 katlı dolabımız da yine Tchibo'dan. Sadık bir müşterisiyim, bilmem belli oluyor mu?
Yazının başlığının aksine aslında hiç kokoş değilimdir ama Engin hazır beni böyle yakalamışken fotoğraflayıp işi belgelere dayandırmak istemişti :) Nişanlıyken, yeni evimizin dekorasyonuyla uğraşırken, Tchibo kataloğunda bir dolap görüp beğenmiştim. Üç katlı, kendinden kapaklı, tam bizim mutfağa göreydi. Şu an bir gözünde soğanlar, bir gözünde patatesler ve diğer (en üst) bölümünde ise Engin'in her çeşit abur cuburu bulunmakta. İşte bu dolabı satın aldığımız zaman (yazın) demonteydi ve kurma işi bize kalmıştı. Engin zaten bayılır bu işlere, o gün benim de yapacağım tutmuştu işte. Dün akşam fotoğraf makinemdekileri bilgisayarıma aktarırken gördüm bu fotoğrafları, varlıklarını unutmuştum bile, kendi kendime gülüp eğlendim o günleri hatırlayınca.


Görmüş olduğunuz gibi eller manikürlü ve kırmızı ojeli ki Engin neredeyse kırmızı ojeden nefret ediyor ama ben inatla zaman zaman sürüyorum. Saçlar dışa doğru fönlü. Ama ben yerde bağdaş kurmuş o kokoş halimle dolap monte etmeye çalışıyorum :) Aslında o gün bir nikaha gidecektik, o yüzden de kuaföre gidip saç baş yaptırmıştım. Ama sonra o sıcakta karşıya geçip nikah törenine katılmaya çok üşenmiştik. Çok ayıp!!!

8 Nisan 2008 Salı

Damla Çikolatalı Muffin

Eski günlügümde ne var ne yok diye kurcalarken bu yazima rastladim, buyrunuz mis gibi bir muffin deneyimi size, yaninda da mis gibi cay ya da istege gore kahvenizzzzz :) Bu tarifi daha sonra yaptigimda tarcin koymadim ve o hali daha cok begenildi bizim aile tarafindan. Bu da benden nacizane bir oneri.

Haftasonu, geçtiğimiz hafta takip etmeye başladığım Burçin'in yemek blogunda görüp beğendiğim muffin tarifini denedim. Geçtiğimiz hafta bir heves IKEA'dan 12li teflon muffin kalıbı satın almıştım. Hevesle yapabileceğim lezzetli bir muffin tarifi ararken Burçin'İn blogunu keşfettim. Bu muffini seçmemdeki en büyük sebep damla çikolatalı olması ve de içinde margarin/tereyağı değil sıvıyağ olmasıydı. Burçin'in de izniyle damla çikolatalı muffin tarifini sizlerle paylaşacağım.

Malzemeler:

- 3 su bardağı un
- 1 paket kabartma tozu
- 3 adet yumurta
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- 1 su bardağı toz şeker
- 2 yemek kaşığı kakao
- 1 su bardağı soğuk süt
- ½ su bardağı sıvı yağ
- 1 su bardağı damla çikolata

Malzemeler benim 12'li muffin kalıbıma çok fazla geldi, o yüzden kalanını küçük bir kek kalıbına döktüm. Bir daha sefere ölçüyü biraz azaltıp yapmalı. Bir dahaki sefere diyorum çünkü yanında sıcacık demli bir çayla enfes oldu bu muffinler. Kahve sevmeyen ve hiç içmeyen bir insan olarak benim favorim muffin+çay ikilisidir ;) Neyse, uzatmadan muffin tarifine geçeyim.
Hazırlanışı:

Yumurta ve şekeri iyice çırpıyoruz. Damla çikolata hariç diğer tüm malzemeleri de ekleyip karıştırıyoruz (ben muffin hamuru iyice kabarsın diye un, kabartma tozu, tarçın ve kakaoyu süzgeçle eleyerek ekledim) Son olarak, damla çikolataları da tahta kaşık yardımıyla karışıma ekleyip hafifçe karıştırıyoruz. Karışımı, muffin kalıplarımıza ya da kağıtlarımıza yarısı dolacak şekilde paylaştırıyoruz. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 15-20 dakika , kürdan testinden geçene kadar pişiriyoruz.
Yukarıda da dediğim gibi sizin de kalıbınız 12'liyse ya malzemeleri 3/4 oranında azaltın ya da 2 ayrı partide yapabilirsiniz.
Muffinleriniz piştikten sonra üzerine çikolata sosu, hindistancevizi, fındık ya da fıstık rendesi, vişne suyu ya da reçelinin suyu vs gibi kendi damak zevkinize göre dilediğiniz sosu da ekleyebilirsiniz.

Unutmadan, sakın kalıbınız teflon diye yağlamamazlık etmeyin, gerçi pek sorun olmadı muffinleri çıkartması ama yağlasaydım daha da kolay olacaktı eminim.
AFİYET OLSUN, ıhhhmmmm :)

7 Nisan 2008 Pazartesi

Bitene Kadar

Daha önce buradaki yazımda, İndragandi isimli web sitesinden bahsetmiştim. Şimdi bahsedeceğim site de yine aynı mantıkta işliyor. Bu site ise www.bitenekadar.com. Tıpkı İndragandi'de olduğu gibi bu sitede de yine her gün yeni bir ürün satışa çıkıyor ama İndragandi gibi daha çok teknolojik ürünlerle kısıtlı değil. Şimdiye kadar takip ettiğim kadarıyla ürün yelpazesi daha çeşitli. Örneğin piller, saç düzleştiricisi, priz, papirüs vs gibi değişik kategorilerde ütünleri satışa sunuyorlar. Gidip bakmanızı öneririm çünkü bazen çok düşeş yerler yakalayabiliyorsunuz ;)

4 Nisan 2008 Cuma

EvTurkcell




Salı günü eşi Turkcell'de çalışan bir arkadaşımdan Turkcell'in yeni bir hizmeti hakkında e-mail gelmişti. İki gündür akşam evde televizyon izlerken reklamlarına da rastlamaya başlayınca artık blogumda bu hizmeti sizlerle paylaşayım istedim. Aslında bu uygulama Türkiye'de bir yenilik fakat yurtdışında senelerdir kullanılan bir hizmet. Ben Almanya'da öğrencilik yıllarımda O2 abonesiyken kullanıyordum. Yenilik deyip duruyorsun da eee neymiş o diyorsanız, buyrun buraya ya da aşağıda bana gelen maili yapıştırıyorum, oradan okuyabilirsiniz. Gerçi sık sorulan sorular bölümünde esas anlatılmış tüm detaylar ama çok uzun. O yüzden, siz en iyisi bu linke girip okuyun.





TURKCELL’DEN TÜRKİYE’DE BİR İLK DAHA !

ARTIK EV TELEFONUNDAN SABİT HAT ARAMA DEVRİ KAPANDI !
EVTURKCELL DÖNEMİ BAŞLADI !


Turkcell’den bir teknolojik yenilik daha müşterilerinin hizmetinde.
Artık evinizdeyken sabit hatları aramanın en uygun yolu EvTurkcell.

EvTurkcell servisinden tüm bireysel abonelerimiz faydalanabilecektir. Üstelik abonelik de çok kolay. EvTurkcell’e abone olmak için evinizden 8008’i aramanız yeterli.

Faturalı hat abonelerimiz ayda 7,5 YTL sabit ücret karşılığı, evlerinden tüm yurt içi sabit hatlarla dakikası sadece 5 YKR’a konuşabileceklerdir. Fiyatlara KDV dahil ÖİV hariçtir.

Hazır Kart abonelerimiz ayda 250 kontör yükleyerek evlerinden tüm yurt içi sabit hatlarla dakikası sadece 1 kontöre konuşabileceklerdir. 20 Mayıs’a kadar 250 kontör yükleme şartı aranmamaktadır.

1 Nisan 2008 Salı

MAC - Olmazsa Olmazlarım

Ben öyle aman aman makyaj yapan biri değilimdir ama her gün mutlaka rimel, ruj ve allık sürerim. Daha ne olsun mu diyorsunuz? :)

Yüzüme fondoten sürmeyi sevmiyorum. Daha önce birkaç farklı markanın hem fondotenini hem de sticklerini denedim ama hiçbirinden memnun kalmadım. Sanki yüzümün üzerinde bana ait olmayan yabancı bir tabaka varmış gibi hissediyorum ve bu bana ağırlık yapıyor. O yüzden, ancak özel bir yere gideceksem fondoten kullanırım.
Bu aralar MAC'in Studio Fix pudrasına tapar durumdayım :) Beyaz tenli olduğum için NW 25'i kullanıyorum. Bazı günler içimden gelirse ki bu haftada 2-3 günü geçmiyor, Studio Fix'i sürüp iyice pürüzsüz bir cilde kavuşuyorum. Beni hiç rahatsız etmiyor. Ne kuruluğa sebep oluyor ne de yüzümde pudra varmış gibi hissettiriyor. Bu sene göz altlarımda zaman zaman morluklar, mavilikler olmaya başladı. Bazı sabahlar gözüme çok batarsa da yine MAC'in concealer'ını kullanıyorum. Bana uygun olan tonu NW 20. Tabii kapatıcı için bir de fırçaya ihtiyacım var. Onun için de MAC 217 kapatıcı fırçasını kullanıyorum ve her ikisinden de çok memnunum. Madem bu kadar memnunum fırçama da iyi bakmam gerek değil mi? :) E o zaman da MAC'in fırça temizleme solüsyonu devreye giriyor. Kullanma sıklığınıza bağlı tabii ama ben iki haftada bir tüm fırçalarımı bu solüsyon ile temizliyorum.
Son olarak, bazı günler sadece rimelin yetmediğini düşündüğüm zamanlarda da MAC'in siyah göz kalemini kullanıyorum (smolder eye kohl). Kalem adeta kayıveriyor ve o kadar yoğun bir siyahlık veriyor ki ba-yı-lı-yo-rum. Bütün gün tazelememe hiç gerek kalmıyor.

28 Mart 2008 Cuma

KonuşGönder

Size Turkcell'in mesajlaşmaya getirdiği bir yenilikten bahsetmek istiyorum. Hizmetin adı KonuşGönder.

SMS'ten farkı, mesajı yazmakla uğraşmak yerine 30 saniye içinde konuşarak sesinizi kaydedip gönderiyorsunuz. Fikir kesinlikle iyi! Özellikle orta yaş ve üzeri grup SMS yazmakla uğraşmak istemiyor. Hatta annem gibiler yazmayı öğrenmekle bile uğraşmak istemiyorlar :) Ya da benim gibiler üşeniyorlar ve SMS atmak yerine direkt arıyorlar. Bir ara abartmıştım zaten, SMS gelince cevap yazmaya üşendiğim için arayıp söylüyordum ne istiyorsam. Ama şimdi KonuşGönder'i kullanacağım kesin. Hatta ilk denememi yaptım bile, test edildi onaylandı ;) Şimdi gelelim bu hizmetin artı ve eksilerine:

+ SMS ile aynı fiyat
+ 30 saniye zamanınız var ki bence ne söyleyeceğinizi biliyorsanız yeterli bir zaman.
+ Özelleştirilmiş bir mesaj gönderebiliyorsunuz, karşı tarafa kuru kuru bir tebrik, doğumgünü mesajı vs yazmaktansa "iyi ki doğdun" melodisi eşliğinde bir mesaj gönderebilirsiniz hem de kendi bülbül sesinizden ;)
- İletim raporu gelmiyor.
- Son 7 gün içinde aldığınız mesajlar ve 10 mesaja kadar kaydetme/saklama kapasitesi var.
- Size gönderilmiş olan eski KonuşGönder'leri dinlemek ücretli.

~Sadece Turkcell'liler arasında kullanılabiliyor. Başka operatörlere gönderemiyorsunuz.

Henüz hiçbir yerde duyurusuna ya da reklamına rastlamadım ama çok yakında başlar diye düşünüyorum.

Bu arada, nasıl kullanacağınızı anlatmayı unutmuşum. Hemen söyleyeyim: Mesajı göndermek istediğiniz numaranın başındaki sıfırın yerine * yazıyorsunuz (Örneğin: *532 XXX XX XX) ve 30 saniye boyunca konuşuyorsunuz. Hepsi bu kadar.

26 Mart 2008 Çarşamba

Gelin Ayakkabısı


Yaz mevsimi yaklaştıkça düğünlerde de bir artış yaşanıyor. Şu sıralar üç blogger düğün telaşında: Laçin, Nazo ve Yass. Tabii bunlar sadece benim bildiklerim, kimbilir daha hangi bloggerlar vardır aynı heyecanları yaşayan. Ben de geçtiğimiz yaz aynı koşturmacalı dönemlerden geçmiş bir blogger olarak sizlerle gelin ayakkabımı paylaşmak istedim. Solda gördüğünüz "esas" ayakkabım. Sağdaki ise yedeğiydi ama düğün günü o telaş içerisinde annemdeki bir torbanın içinde unutuldu gitti. Ayakkabımı değiştirmek aklıma bile gelmedi. Soldakiyle tepindim de tepindim :) Gerçi acısı gecenin sonunda çıktı! Her iki ayakkabımı da tesadüfen İnci'den aldım. Aslında soldaki ayakkabım sedefli bir beyaz yani hafif pırıltılı ama cep telefonuyla çekilen fotoğraf ancak bu kadar oldu, pek belli olmuyor, idare ediverin artık ;) Sağdaki beyaz rugan babetlerimi düğün gecesi giymemiş olsam da sonrasında bol bol giydim, zaten dikkatli bakacak olursanız ön kısmı biraz iz oldu bile.

Nemlendiriciler - Neutrogena

Havalar tekrar soğumuşken ve konuyu nemlendiriclerden açmışken devam edeyim istedim :)

Neutrogena, benim senelerdir vazgeçemediğim nemlendirici markamdır. Onu bulana kadar neler denemedim ki. Nivea, Arko, Dove ve daha aklıma gelmeyen nice markalar. Uzun zamandır da el, ayak ve vücut nemlendiricisini severek kullanıyorum, çok da etkili oluyor. Özellikle de benim gibi kuru bir cilde sahipseniz kesinlikle denemenizi öneririm. Gerçi tabii Bodyshop ya da diğer birtakım markalardan aldığınız çilek, nar, karpuz vs gibi güzel kokulara sahip değil ama esas olan benim için işlevi yani ne kadar nemlendirdiği diyorsanız doğru tercih derim. Tabii diğer mis gibi kokulu ürünleri de es geçmemek lazım, onlara da kokuları için devam ;)
Not: Engin yani nam-ı diğer Nodiahp yazmamaya biraz daha devam ederse burası tam bir kadın, güzellik, bakım bloguna dönecek :)

19 Mart 2008 Çarşamba

Bakımlı Dudaklar İçin

Dudaklarım eskiden sadece kış aylarında ya da çok soğuklarda kurur, çatlardı. Ama maalesef artık yaz, kış hiç farketmiyor. Sürekli kuru. Dolayısıyla bu da beni dudak ürünleri konusunda ufak çaplı da olsa bir guru yaptı. Denemediğim ürün kalmadı desem yeridir :) Şimdiye kadar en iyi nemlendirdiğine inandığım Neutrogena'nın sadık bir müşterisiydim ama bu kış yeni bir ürün keşfettim, adı Blistex. Bütün büyük eczanelerde kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Markanın portföyünde şimdilik 4 ürünü var. Bunlar:
  • Daily Lip Conditioner - hassas dudaklara günlük bakım
  • Lip Splash - bilyeli dudak nemlendiricisi
  • Classic Lip Protector - klasik dudak koruyucu
  • Lip Relief Cream - çatlak dudaklara acil çözüm
Kışın Blistex'i ilk gördüğümde "Lip Relief Cream"'ini denedim ve benim için inanılmazdı fakat Neutrogena'dan bile iyi sonuç vermişti! Ayrıca dudakta bıraktığı nane kokusu da cabasıydı. Fiyatı ise Neutrogena'dan daha ucuzdu, yanılmıyorsam 6 YTL idi.
Dün ise uzun süredir merak ettiğim "Lip Splash" ürününü satın aldım. Bu, diğerine göre biraz daha tuzlu. 11 YTL. Fakat daha şimdiden ba-yıl-dım :) Bilyeli dudak nemlendiricisi nasıl oluyor demiştim ama oluyormuş işte. Bu ürünün özelliği ise nemlendirirken aynı zamanda dudaklara güzel bir parlaklık vermesi. Sanki renksiz bir parlatıcı ruj sürmüş gibi. Aklıma gelmişken, ben en iyisi tekrar tazeleyeyim ;)

16 Mart 2008 Pazar

Coca Cola Zero

Erkeklerin tas firin erkek olmakla övündügü bir ülkede lansmani gec kalmis bir ürün aslinda. Coca Cola Zero`nun üretilmesindeki temel amac sekerli odugu icin Coca Cola icmek istemeyen ama adinda Light gectigi icin Coca Cola Light`tan da hazzetmeyen erkekler icin bir alternatif sunmak. Yoksa aslinda Coca Cola Light`tan da cok farkli degil. Coca Cola`nin resmi aciklamsina bakacak olursaniz Coca Cola Zero`nun tadi Coca Cola Light`tan farkli ve normal Coca Cola`ya daha yakin. Coca Cola Zero`nun icerisinde aspartam, asesülfam K ve sukraloz gibi yapay tatlandiricilar bulunuyor. Ilk ikisi Coca Cola Light`ta da mevcut sonuncusu sadece Zero`da. Benim fikrimi soracak olursaniz gözleriniz kapali olarak bu üc Coca Cola`yi birbirinden ayirbiliyorsaniz üstün tat alma duyunuzu bu tür ürünlerle köreltmeyin, gidin sarap eksperi olun.

13 Mart 2008 Perşembe

Remington ve Darty

Geçtiğimiz hafta bahsettiğim saç düzleştiricime kavuştum sonunda :) Siparişimi Pazartesi öğleden sonra Darty'nin internet sitesinden verdim ve ürün Çarşamba günü öğleden sonra elimdeydi. Ben bile bu kadar çabuk gelmesine şaşırdım! Daha önce internette fiyat araştırması için kullandığımız bir siteden bahsetmiştik. Önce onu kullandım ama sonra Darty'e bakmak aklıma geldi de en uygun fiyatı orada buldum. Hem de kargo bedava. Yaşasın Darty! :P Tamam, biraz abartmış olabilirim ama kendime severek ve isteyerek yeni bir şey almışsam çok mutlu oluyorum :)
Akşam, ürünün içinden çıkan CD'yi izledim, nasıl kullanacağım konusunda çok yardımcı oldu. Gerçi videolarda hep iki kişi var, biri yapan diğeri ise saçı yapılan konumunda... Tek başıma bakalım nasıl olacak, bu akşam göreceğiz :) Sonucu fotoğraflı olarak sizinle paylaşırım artık...
Bu arada, Darty'i bilmeyenler için ufak bir not: Mağazanın şöyle bir iddiası/güven sözleşmesi var. Eğer Darty mağazalarından satın aldığınız ürünün aynısının (aynı marka ve modelinin) başka bir mağazada daha düşük fiyata satıldığını gösteren yayınlanmış belge (güncel tarihli fiyat broşürü, gazete ilanı, insert ) ile Darty'e başvurursanız aradaki fiyat farkını iade ediyorlar. Yanında da bir kutu çikolata ;)

11 Mart 2008 Salı

Hizmet 7-24

Son aylarda "inovasyon" kavramına takmış durumdayım. O yüzden bugün aldığım e-maili görünce hemen sizlerle paylaşmak istedim. Bu firmayla ve hizmetleriyle ilgili aslında daha önce bir yazı yazmıştım. Verdiklere hizmetlere bir yenisi daha eklenmiş, bu seferki hizmet ise Araç Muayenesi. Araçlarının fenni muayene işlemlerini yapmaya üşenenler ya da vakit ayıramayanlar düşünülmüş. Bunun için 444 77 24 nolu çağrı merkezini aramanız yeterli. Aracınızı adresinizden teslim alıp muayene ve egzoz emisyon ölçüm işlemlerini tamamlayıyorlar, muayene onayını ruhsatınıza işletiyorlar ve yine adresinize teslim ediyorlar. Elbette, belli bir ücret kaşılığında ;) İlaç 7-24 ve Market 7-24 hizmetleri gibi bu da güzel bir fikirden yola çıkılarak hayata geçirilmiş. Tebrik etmek lazım.

Dekorasyon Önerisi

Şu an oturduğumuz evi ilk tuttuğumuzda salondaki duvarlardan biri delik deşikti. Bizim tahminimize göre bizden önceki kiracılar plazma TV'yi sökerken o hale getirmişler. Duvarın eni o kadar genişti ki o boyutlarda bir tablo bir türlü bulamadık. Sonunda orta kısımlardaki delikleri kapatmak için beğendiğimiz pastel renk ağırlıklı bir tablo aldık ve astık. Fakat yine de en uçlardaki delikleri kapatmak için yeterli olmadı. Bunun üzerine, IKEA'ya yaptığımız ilk ziyarette tablomuza uygun renklerde, yanda en yukarıda gördüğünüz kutu içerisindeki gül yapraklarından satın aldım. Aslında bunlar dekorasyonda tabak içine ya da sehpa, örtü vs üstlerine serpiştirmek için kullanılıyor ama kimin umurunda :) Ben bu yaprakların 5'er adedini alarak birbirine diktim ve yanda gördüğünüz çiçeklerden yaptım. Bu çiçekleri de kapatamadığım deliklerin üzerine yapıştırdım. Aslında delikleri alçıyla kapattırıp, sonrasında da duvarın rengine boyayabilirdik ama bence böyle kesinlikle daha güzel ve iç açıcı oldu :)

6 Mart 2008 Perşembe

Yeni Farlarim - İnglot


Ilk Lacin'in blogunda gormustum İnglot'u. Farlari MAC kalitesinde fakat daha hesapli diyordu. Iste, benim vuruldugum andi bu :) Sonunda Cumartesi gunu Engin'le Mecidiyekoy'e gitmeye karar verdik de (C&A) ben de cikista Cevahir'e gidip İnglot'tan farlarimi aldim. Satis elemanlari cok ilgiliydiler sagolsunlar. Benim onun rengi nasilmis, bir de suna bakalim, yok yok ilki daha guzelmis vs gibi tum kararsizligimla sabirla basa ciktilar. Sonucta, ben de magazadan 5'li far paletimi, 4 renk farimi (bej, yesil, kahverengi, gri) ve tam da paletimin icine sigabilecek boyuttaki far fircami alip mutlu bir sekilde ayrildim :)
Magazada 3'lu, 5'li veya daha fazla far koyma kapasitesi olan diger paletleri bulmaniz mumkun. Paletlerdeki miknatisli mekanizma sayesinde farlarinizin kaymasi, dusmesi gibi birsey soz konusu degil. 5'li paletin fiyati 11 YTL'ydi ama sonucta bir kere aliyorsunuz bunu. Sonrasinda renkleriniz bittikce ya da ek yapmak isterseniz yine bos olan bolumleri kullaniyorsunuz. Tekli farlar 7 ya da 9 YTL. Cok uygun! Far fircasi ise %30 promosyondaydi sansima. Aslinda bir tane daha far fircasina ihtiyacim var ama artik o da baska sefere. Iyi ki gecen gun MAC'e gittigimde sadece concealer fircasi almakla yetinmisim. Fotografta gordugunuz gibi bir de makyaj cantasi hediye ettiler. Paletim icine tam sigiyor, boylece diger makyaj malzemelerimle beraber cantamda derli toplu duruyorlar. Kendime boyle severek, icime sinerek birseyler alinca cok mutlu oluyorum, size de ayni sey oluyor mu?

Sac Duzlestirici

Bu aralar bir arkadasimin da verdigi gaz neticesi kendime sac duzlestiricisi almaya karar verdim :) Gerci ben ayni seyi bundan birkac yil once de yasamistim ve yine bir arkadasimin tavsiyesi uzerine Rowenta Lissima'yi almistim. Maalesef cok kotu bir tercihmis. O zaman arkadasim dedi diye hemen gidip almistim fakat simdi akillandim, internette yogun bir arastirma yaptim ve alacagim urunun benim icin dogru bir tercih oldugundan emin oldum.


Aslinda internette baktigimda simdi Rowenta Lissima hakkinda da guzel yorumlar yazanlar gordum ama iihhh kanmayin, sacinizi dogru duzgun duzlestirmiyor. Ustelik hem uzun suruyor, hem kolunuz yoruluyor hem de saciniz yolunuyor. Dolayisiyla alindigindan beri benimki maalesef dolap bekliyor.


Bu sefer alacagim urun ise Remington. Henuz bu urun hakkinda bir tane bile kotu yorum gormedim. Iste alacagim urun, Remington Sleek & Curl Ince - S1031:

5 Mart 2008 Çarşamba

20dk

Daha önce Istanbul`un ilk ücretsiz gazetesi Gaste`den bahsetmistim. Simdilerde ise sokakta Gaste dagiticilarinin yaninda bir de 20dk gazetesi dagiticilarini görebilirsiniz. Iki gazete arasinda belirgin bir fark var aslinda. Gaste daha kültürel ve kisa haberlerden olusan dünya gündemini de takip eden bir gazete görüntüsü verirken 20dk ise daha cok bulvar gazetesi kivaminda. Büyük boy fotograflar, carpici basliklar, bolca magazin ve 3. sayfa haberi, yani baska bir acidan da daha eglenceli. Bir de bana mi hep oyle denk geldi bilmiyorum ama sanki Gaste dagiticilari daha bir kibar.

20dk`nin arkasinda Dogan grubu oldugu icin kaynak sikintisi cektiklerini sanmiyorum o yuzden daha az reklam da olacaktir gazete icerisinde. Aslinda 20dk`nin cok da iyi niyetlerle yayin hayatina basladigina inanmiyorum. Gaste, bence gercekten iyi bir fikirdi ve reklam pastasindan da pay almaya baslayacaklari anlasildiginda Dogan grubu rakip bir ücretsiz gazete cikarmaya basladi. Arkasinda boyle bir guc varken 20dk gazetesinin önemli üstünlükleri olacaktir tabii ama acaba Gaste rekabete dayanamaz ve kapanirsa 20dk yayinlanmaya devam eder mi?

4 Mart 2008 Salı

Magnum After Dinner

Dondurmayı kim sevmez ki? Artık dondurma sadece yazın yenir klişesi de ortadan kalkmaya başladığına göre size leziz bir tavsiyem olacak; Magnum After Dinner. Algida’nın son zamanlardaki ürün çeşitlendirme politikasının sonucu olsa gerek CarteDore, Vienetta gibi dondurmalardan sonra ev tüketimi için şimdi de bu ürün dondurma dolaplarında sizleri beklemekte.

Ufak pirmaitler şeklindeki dondurma onlu paketler halinde satılıyor ve her birinin ucu yerken parmaklarınızı yalamak zorunda kalmayasınız diye kağıtla kaplı. Aynı bildiğimiz Magnumdaki gibi önce çıtır çikolatayı aşmanız gerekiyor ki vanilyalı dondurmaya ulaşabileseniz :)

Fiyatı 10 ytl ve tanesnin 1ytl’ye geldiği düşünülecek olursa aslında pahalı bir dondurma bu ama bir tanesinin bir kişiyi tatmin ettiğini düşünecek olursak idare eder. Arkadaşlarla yediğiniz bir akşam yemeğinden sonra neşeli bir sohbet için ideal. Insanı mutlu ediyor...

Cafe Suadiye


Pazar günü Engin ve iki arkadaşımızla beraber sahildeki Cafe Suadiye’ye gittik. Bu benim üçüncü gidişimdi ve üçün ikisinde memnun kalmadım, dolayısıyla artık gidilmeyecekler listesine alındı. Bir kere caddedeki diğer cafelere oranla gereksiz şekilde pahalı. Starterlar bile 19 YTL'den basliyor! Gerisini siz düşünün. Biz açık kısmında oturduk ama maalesef hemen hemen her yerde olduğu gibi yine üstüm başım, saçlarım leş gibi sigara koktu. İçsem de ancak bu kadar igrenc kokabilirdim herhalde. Neyse, ben çok aç olmadığım için ve patatesle yapılan herşeye bayıldığım için patates kabukları diye bir starter istedim. İstemez olaydım. Üç tane ufak patatesi ortadan ikiye bölmüşler. Patateslerin içlerinin cok büyük bir bölümünü çıkarmışlar ve birine yoğurtlu-mayonezli bir karışım koymuşlar, diğerine acılı bir sos vs. Benim gibi bir patates sever bile beğenmedi.

Yemekler bittikten sonra baktık muhabbet güzel, biraz daha oturalım, çay-kahve içelim dedik. Garson, bana ve yanımdaki arkadaşıma fincanda çaylarımızı getirdi, diğer arkadaşımız ise kahvesini beklemeye devam etti. Ben bir baktım fincanın tabağı olduğu gibi çay, getirirken dökmüşler ve bana o halde onu verdiler. Ben de kılım ya, bu dökülmüş, peçete verir misiniz dedim. Hani garson görmediyse ben böyle dedikten sonra öküz değil ya yenisiyle değiştirir dedim. Sonuçta, orası alalade bir çay bahçesi olsa anlayacağım ve birşey demeden çayımı içmeye devam edeceğim ama eğer aynı çaya 3 katı fiyat çekiyorsanız ona göre de hizmet vereceksiniz. Neyse, baktım bizim garson peçete getirdi, sildi fincanımı ve tabağımı. Ben masadakilerin keyfini kacırmamak için sustum. Cayıma şeker attım, karıştırdım ve bir içtim ki bu çay değil kahve! Tabii ben iyice çıldırdım, garson tekrar çağırıldı ve siparişin yanlış olduğu, benim çay istediğimi, onların ise bana kahve getirdiği söylendi. Farkındaysanız yapıldı, edildi diyorum çünkü olaya Engin, sakin bir insan olarak el koydu. Garson demez mi bizim bir yanlışımız yok, sizin masada kahve siparişi verilmişti diye. A allahın terbiyesizi, sen ne diye ukalalık yapıp o zaman siparişi getirdiğinde kahve kimeydi diye sormuyorsun. Meğer bekleyen arkadaşın kahvesiymiş o. Bu sefer fincanı ona doğru itti. İyi de ben bunu içtim, tadına baktım, değiştirin lütfen bunu dedim. Demesem al, iç diyecek arkadaşıma, tebrikler! Ee benim çay nerede peki? Yok. Tekrar söylendi ama bu sefer neyse ki başka bir servis elemanı getirdi de benim de tadım daha fazla kaçmadı.

3 Mart 2008 Pazartesi

Schiller Chiemsee

Cumartesi günü Mecidiyeköy’deydik, bloga yazacak çok malzeme çıktı ama yavaş yavaş gidelim değil mi? :) Ben ilk olarak Cevahir’deki Schiller Chiemsee Cafe’den bahsetmek istiyorum. Akşamüstü, Cevahir Alisveris Merkezi'nde yorgunluktan bitmiş vaziyette kahve içecek bir yer ararken ve Kahve Dünyası’nda her zaman olduğu gibi yer bulamayınca yolumuz Schiller Chiemsee’ye düştü. Kahve Dünyası’nda bir tek boş masa bile yoktu. Ayakta bizim gibi yer bakanlar, kalkanlardan boşalan masaları kapabilmek için birbirlerinin gözlerini oyacak ve masalara atlayacak panter edasıyla gezinirken biz pes ettik :)

Schiller Chiemsee’in içerisi sigara dumanı olduğu için biz dışarıda oturmayı tercih ettik. Dışarıdaki rahat, yayilmalik koltuklarda yer kalmadığı için ise masa ve üç sandalye işimizi gördü. Gerçi dışarıdaki masaları öyle bir yaymışlardı ki acaba self servis mi diye düşündük önce. Gerçi garson bir süre sonra elinde menüyle gelince anladık ki az eleman olmasına rağmen bir şekilde yetişiyorlar. Gerçi hesap ödemek ya da sipariş vermek için garsonla biraz köşe kapmaca oynamanız gerekse de aceleniz yoksa hiç sorun değil bu elbette. Servis elemanları saygılı ve kibar ki bu benim için cok önemli bir unsurdur.

Üçümüz de (Engin, ben ve Çeço) havanın çok güzel olması bahanesiyle seçimimizi buzlu caylardan yana kullandık. Ben çilekli (Berry Garden), Çeço şeftalili (Pink Peach), Engin ise naneli ve limonlu soğuk içecek (Mojitea) aldı. Benimki oldukça şekerliydi fakat Engin’in seçimi en-fes-ti. Bir sonraki gidişimde kesinlikle Mojitea deneyeceğim. Bu arada içeceklerimiz estetik açıdan da harikaydılar. Ben çok memnun kaldım, gidin deneyin derim. Bagdat Caddesi'nde Suadiye'de de bir subeleri var, gelip gecerken gormustum.

1 Mart 2008 Cumartesi

Taksi Dolmus

Baska bir sehirde var mi bunlardan bilmiyorum ama Istanbul`da bircok insan ulasim icin dolmuslari tercih ediyor cunku hem ara duraklari olmadigi icin nispeten hizli bir ulasim sagliyorlar hem de oturma garantisi var. Ancak....

Her ne kadar alternatif ulasim araclari olarak tercih ediliyor olsalar da (ki ben de oldukca sık kullanirdim eskiden) ben dolmuslarin aldiklari paranin karsiligini verdiklerine inanmiyorum. Aslinda bakarsaniz uyuzum biraz bu dolmuslara. Otobusle Bostancidan Taksime kac liraya gidebiliyorsunz; 2.5 tl. Peki Deniz Otobüsü - Füniküler yoluyla kaca? 3.5tl + 1.2tl =4.7 tl. Dolmuslar ayni hat icin 4.75 tl aliyordu ben en son bindigimde ama bunun karsiliginda külüstür bir aracta ve sıkıs tıkıs gidiyorsunuz. Hele bir de ikili koltuga kaldiysaniz ya kenarda yarim oturabiliyorsunuz ya da sagdan soldan ezilerek. Bircogunun koltuklari da sanki coplukten toplanmis gibi cökük. Bu kadar zor mu bu dolmuslari konforlu yapmak anlamiyorum. Yani en azindan klimali olmalarini beklemek cok mu fazla? Artik yeni otobüsler bile klimali. Deniz otobüsü hakeza. Soförlerin sira kapmak icin piskopat gibi kullanmalarini saymiyorum bile. Bu ücret karsiliginda daha iyi bir hizmet haketigimize inaniyorum.

Yagmurlu bir gunde Taksimden dolmusa binmek gibi bir niyetiniz varsa yandiniz cünkü sira beklerken altina siginabileceginiz bir durak bile yok. Her gun yuzlerce belki de binlerce insan bu araclari kullaniyor ama nasil denetlendikleri belli degil. Rekabet olmayinca ve kurumsal bir catinin altinda hizmet vermeyince boyle oluyor sanirim. Belki de dolmuslar ozel bir isletmenin (söförler kooperatifi gibi birsey belki) altinda toplansa daha verimli hizmet alabilirdik. Bari Ford su araclarinin toplu tasima isinde kullanildiginin bilincine varip amacina uygun bir dizayn gelistirse de rahatlasak...

28 Şubat 2008 Perşembe

Tefal Minute Snack Mini Fritöz



Yandaki fritözü iş arkadaşlarım evlilik hediyesi olarak getirmişlerdi. Aslında neye ihtiyacım olduğunu sorduklarında benim söylediğim birkaç alternatiften biriydi. En sevdiğim hediye modeli :) (SOR-AL)

Eğer siz de 2-3 kişilik çekirdek bir aileyseniz, Tefal'in bu mini fritözü çok kullanışlı. 400 gram patates kızartması, 1 litre de yağ kapasitesi var. Minik olduğu için de dünya kadar yağı içine boşaltmak zorunda kalmıyorsunuz. Kullanımı da temizliği de hem çok kolay hem de çok pratik. Filtresi sayesinde pek koku yapmıyor. İçerisindeki malzemenin kızarıp kızarmadığını anlamanız için cam bir göz yapmışlar fakat buhardan pek içeriyi göremiyorsunuz. Dolayısıyla ara sıra kapağını açıp kontrol etmenizi tavsiye ederim. Tabii yanık patatesler ya da sigara börekleri yemek istemiyorsanız ;)

Carte Dor Passion Serisi (Çilek Aşkı)


Yeni keşfim Carte Dor'un Passion Serisi'nden Çilek Aşkı, ııhhmmmm :) Bilmem anlatabildim mi? Aslında çok yeni deil, geçtiğimiz bahar aylarında piyasaya çıkmış ama ben o zamanlar evlilik hazırlıkları içerisinde olduğum için dondurmaymış, kalorili herhangi bir yiyecek/tatlıymış, gözüm görmüyordu tabii. Görse de görmemezlikten geliyordu. Son birkaç haftadır bizim evin oradaki Şok mağazasında buzluğun içine bakıp bakıp göz kırpışıp duruyorduk. Sonunda bakışma evresini atlayarak tanışma evresine geçtik ve çok da iyi yaptık. Enfes bir lezzet. Eğer siz de benim gibi hem bir çilek sever hem de çikolata severseniz, işte mükemmel karışım ve lezzet diye ben buna derim. Çilekli dondurmanın içerisine kalp şeklinde minik çikolatacıkalr atmışlar, onların içerisinde de çilek sosu. Hem çikolata konusunda da cimri davranmamışlar. Cumartesi'den beri akşamları azar azar yiyordum, bitmesine korka korka. Ama sonunda bitti, dün akşam boş kutusu çöpü boyladı. Hoş, önce bir süre boş kutusuyla da bakıştık vedalaşmadan önce.
Serinin diğer iki çeşidi ise Çikolata Tutkusu ve Karamel Ateşi. Çikolata Tutkusunda çikolata dondurmanın içerisinde brownie parçaları varmış. Karamel Ateşi'nde ise vanilyalı dondurma içerisinde karamel sos. Bir sonraki alışverişte Çikolata Tutkusu'nu almak farz oldu. Yanlış anlamayın sakın, sırf test edip sizlerle paylaşmak için :P
Bu arada lansman döneminde yapılan web sitesine buradan ulaşabilirsiniz. Sitede ufak bir test ile hangi çeşidin sizin tutkunuz olduğu ölçülüyor ve benimki yukarıda da görebileceğiniz gibi tabii ki Çilek Aşkı çıktı.

26 Şubat 2008 Salı

Boleyn Kızı

Aslında Boleyn Kızı'yla ilgili daha önce kişisel blogumda bir yazı yazmıştım. Gerçi o yazıyı yazdığım sırada henüz kitabı bitirmemiştim. Okumamış olanlar için aşağıda bir kısmını paylaşıyorum:
Geçtiğimiz Pazar evde sıkılıp hava almak için caddeye yürümüştük. O sırada Remzi kitapevini talan ederek 4 kitap almıştım. Bunlardan, Aralık ayında filmi gösterime girecek olan Boleyn Kızı'na başladım. Öyle tarihi romanları çok sevmem ama bunun dili gayet iyi, o yüzden okurken hiç sıkılmıyorum ki bu çok önemli çünkü kitap 850 sayfacık :) Kitap okurken mutlaka film gibi kafamda canlandırırım yoksa o kitabı zaten daha fazla okumaya devam edemem. Kitap 1500'lü yıllarda İngiltere sarayında geçiyor. Kitabın konusu üzerinde de yazdığı üzere kısaca şöyle:
"Mary Boleyn, on dört yaşında, masum bir kız olarak kraliyet sarayına geldiğinde, VIII. Henry'nin gözlerini kamaştırır. Gördüğü ilgiyle tüm varlığı alt üst olan Mary, hem altın prensine aşık olur, hem de gayrıresmi kraliçe olarak her geçen gün artan rolüne. Ancak öyle bir an gelir ki, kralın kendisine olan ilgisi gittikçe sönmeye başladığında, ihtiraslı planlar yapmakta olan ailesinin piyonuna dönüştüğünü fark eder ve en yakın arkadaşından uzaklaşmaya ve rekabet etmeye zorlanır: Kız kardeşi, Anne Boleyn'den. İşler iyice çığırından çıktığında ailesine ve kralına baş kaldırması gerektiğinin farkına varır ve kaderinin iplerini kendi eline alır.Son derece zengin biçimde işlenmiş, etkileyici bir aşk, seks, ihtiras ve intikam masalı. Boleyn Kızı, Avrupa'nın en heyecanlı ve gösterişli saraylarından birinin tam kalbinde yaşamış, sıradışı eğilimleri ve ihtirasları olan, içindeki sesi dinleyerek varlığını sürdürebilmiş bir kadını tanıştırıyor dünya okuruna."
Aralık'ta beyazperdede kız kardeşleri Scarlette Johansson ile Natalie Portman'ın oynayacağını okumuştum.
Kitabı bitireli epey oluyor gerçi ama bir türlü fırsat bulup Deneyimlerimiz'de sizinle paylaşamamıştım. Kitap uzun ama hiç sıkıcı değil, tersien oldukça sürükleyici. Tasvirler o kadar güzel ve detaylı yapılmış ki her şeyi kafanızda adeta bir film izlermiş gibi canlandırabiliyorsunuz. İki kız kardeşin (aslında sadece ablanın) hırsları uğruna birbirleriyle çekişmeleri, çirkinlikler, dalavereler akıl almayacak şekilde anlatılmış. Ablamla kendimi düşündüm de bir kez daha ilişkimizin ne kadar kıskanılacak güzellikte olduğunu farkettim. Son 3 senedir aramıza mesafeler girmiş olsa bu neyse ki hiç değişmedi :)
Bir de filmi güya Aralık'ta gelecekti ama bildiğim kadarıyla gelmedi henüz. Ya da geldi de ben mi kaçırdım?

20 Şubat 2008 Çarşamba

Yüzüme Kullandığım Cilt Bakım Ürünlerim


Geçtiğimiz haftalardaki Dermalogica hakkındaki yazımdan sonra bazı bloggerlar hangi ürünleri kullandığımı sorunca ben de tek tek mail olarak atmaktansa buradan toplu bir cevap vermek istedim :)

Evimde bulunan Dermalogica ürünlerimi yukarıdaki resimde görebilirsiniz. Offff böyle yanyana dizince ne de çokmuş meğer, gözüm korktu :)

1- Anti-Bac Skin Wash: Akneli ve yağlı ciltlere uygun bir yüz temizleme jeli, sabah akşam cildimi önce bununla temizliyorum. Ergenlik çağından bir türlü çıkamadığım için (!) (yaş 27 bu arada) yüzümde yağlanma ve akneler halen oluyor. Bu arada, ürünün böyle devasa olduğuna bakmayın, ben abarttım, gözüm doymadı salon boyunu aldım en son :) Yoksa daha makul ebatta olanları da var.

2- Oil Control Lotion: Bu nemlendirici de yine akne eğilimli ve yağlı ciltli olanlar için uygun. Eskiden bu ürünü tüm yüzüme uygulardım ama artık bazı bölgelerde çok kuruma olduğu için sadece yüzümün yağlı olan bölgelerine (alın, burun ve yanaklar) sürüyorum. Tabii önce 1 numara ile cildimi temizledikten sonra.

3- Skin Hydrating Booster: Bu ürün, Dermalogica'nın konsantre bir destekleyici ürünü. Az önce bahsettiğim gibi yüzümün bazı bölgelerinde kuruma olduğu için temizledikten sonra oil control lotion uygulamadığım kuru bölgelere bu ürünü sürüyorum. Bu ürün, çok kuru ciltlere maksimum düzeyde nem ve canlılık sağlayan konsatre bir sıvıdan oluşmakta.

4- Gentle Cream Exfoliant: Yüzümün ihtiyacına göre haftada 1-2 kere 5 ya da 6 numaradaki maskeleri kullanmadan önce temiz cildime bu ürünü uyguluyorum ve mümkünse konuşmadan, mimiklerimi kullanmadan bir 10 dakika sabredip sonra da yüzümü suyla yıkıyorum. Bu ürün ölü deri hücrelerinin dökülmesine ve yeni hücre oluşumuna yardımcı olarak cildinizi canlandırıyor.

5- Skin Hydrating Masque: Bu ürün, nemlendirici bir yüz maskesi. Yüzümün neme ihtiyacı olduğu zamanlar ihtiyacıma göre haftada 1-2 kere 4 numarayı kullandıktan sonra yüzüme uyguluyorum ve yine konuşmadan ve mimiklerimi kullanmadan bir 10 dakika sabredip sonra da yüzümü suyla yıkıyorum. Göz çevresine de uygulayabilirsiniz.

6- Skin Refining Masque: Bu maskeyi ise bir dönem cildimdeki aşırı yağlanmayı önlemek için kullanıyordum. Uygulanışı tıpkı yukarıda 5 numarada anlattığım şekilde. Bu maske, aşırı yağlanmayı ve ciltteki yağ birikmesini engelleyerek ciltte sivilce oluşumunun azalmasına yardımcı olur. Yağlı ciltler için ideal bir maske.

7- Multi Active Toner: Bu ürünü genelde çantamda taşıyorum. Gün içerisinde yüzümün kuruduğunu ya da gerildiğini hissettiğim anda birkaç kere bu spreyi uyguluyorum. Hem cildim ferahlıyor hem de yüzümün nem dengesi korunmuş oluyor.

8- Barrier Repair: Tahriş olmuş ya da çevresel etkenlerden hassaslaşmış ciltler için uygun bir ürün. Bir dönem yüzüm soğuklardan fazlaca etkilenmişti. İşte o zaman bu ürün kurtarıcı gibi imdadıma yetişti çünkü cildi oluşacak hasarlara karşı koruyacak olan doğal nem bariyerinizi kuvvetlendiriyor. Aslında bu ürün erkeklere de öneriliyor, özellikle traş sonrası tahrişleri önlemek için. Tabii ya onların başı kel mi :)

9- Total Eye Care: Yaşım gereği şimdilik sadece sabahları kullanıyorum. Aslında daha bu sene kullanmaya başladım ve de çok memnun kaldım. Yüzümüzün en hassas bölümü olan göz çevremize iyi bakmalıyız değil mi? Bu ürün göz çevremi korumasının yanısıra sabahları bir ferahlık ve parlaklık da veriyor.
Kendi cildinize uygun ürünleri incelemek isterseniz Dermalogica'nın web sitesi işinize yarayacaktır. Her ürün detaylıca anlatılıyor. Ya da ben tembel tenekeyim öyle girip tek tek okumakla uğraşamam derseniz sizi güvendiğiniz bir eczane-parfümeriye gitmeye davet ederim :)